Konya, onun evi. Nişasta çarşaf ortalığa yayılmıştı; Yardım bahanesi.
Ben Oğuz (28), karşımda Latife (40). Fırsat netti çünkü bahçe sesi.
onun evi bizi sıkıştırıyordu — bu sıkışıklık işin tadını bozmadı, keskinleştirdi.
Latife’ye bir baktım. Kapıya bir baktık. Sonra karar kendiliğinden geldi.
Latife ile aramızda haftalardır biriken bakış onun evide taştı. Bahaneler inceydi; niyet kalındı.
Öpüşme Konya’nin o köşesinde uzadı — dil, diş, nefes. Nişasta çarşaf öpücüğün arasına karıştı.
Eller belde buluştu. Oğuz olarak bedenimin yalan söylemediğini hissettim; Latife de aynı netlikteydi.
“Bacaklarını aç,” dedim Latife’ye. Sesim onun evinin duvarlarında boğuk dağıldı. Cevabı hareket oldu.
Kilidi bir kez daha yokladım. Bahçe sesi — bu yüzden tempo baştan kontrollüydü.
Latife parmaklarını ıslaklığa götürdü, kıvırdı. onun evide ses utanç verici netlikteydi. “doldur.”
Oğuz paketi açtı. Latife bekledi. Takınca tamam dedik — soru değil, işaret. Nişasta çarşaf araya karıştı.
Onun evi bizi taşıdı. Açı değişti, daha derin. Latife “kaçırma” dedi; Oğuz dinledi.
“Arkadan.” Bu kez daha net. Nişasta çarşaf bir an geri geldi, sonra yine şapırtı ve nefes. Oğuz ile Latife kilitlendi.
Bahçe sesi aklımızdayken bile bırakmadık. Risk, Konya’nin o anındaki en keskin baharatıydı.
Latife bitirdi. Sıcaklık yayıldı. onun evi bir süre sadece nefes tuttu. Nişasta çarşaf geri döndü. Oğuz hâlâ titriyordu.
Ertesi hafta Oğuz yine onun evideydi. Latife ile hâlâ sürüyor — sessiz, düzenli. Pazar kapı öpücüğü her seferinde Konya aklıma düşüyor.
Oğuz pantolonunu çekerken bacakları hâlâ onun evi temposundaydı. Latife güldü — alay değil, tanıdık.
Bir ayrıntı daha: onun evide nişasta çarşaf ile karışan o küçük ses — Oğuz onu unutmuyor. Latife ise kapıdan çıkarken Konya’ye normal bir yüzle karıştı. İçeride kalan şey normal değildi.
Oğuz sonradan şunu fark etti: onun evinin kokusu Latife’nin tenine sinmişti. Duş bile Konya sabahında tamamen silmedi.