Selam, adım Deniz, 32. Gebze'de site içinde oturuyoruz, kocam Okan fabrikada gece vardiyası — akşam yedide çıkar, sabah yedide gelir. Çocuğumuz yok, ev sessiz. Size bunu yazmaya yeni cesaretim geldi çünkü geçen hafta yine oldu, hâlâ içimde.
Kapıcımız Hakan. 36 filan. Siteye geçen yıl geldi, eşi memlekette, burada bekçi kulübesinde yatıyor. Merdiven siler, çöp indirir, arada musluk tamir eder. Ben onu ilk başta umursamıyordum. Sonra bir akşam Okan çıktıktan sonra su kesildi, kapıya indim, Hakan elinde el feneriyle geldi. Tişörtü terli, kolunda damar. "Sayaç dairesi" dedi, "beş dakika." Ben de anahtarlığı uzattım, parmaklarımız değdi. O gece bir şey olmadı. Ama aklımda kaldı.
Neyse asıl konuya geleyim. Perşembe. Okan termosunu alıp çıktı, kapıyı kilitledi. Ben salonda dizi açtım, çay koydum. Saat dokuza doğru zil. Hakan — elinde kargo poşeti. "Sizin üst kata geldi sanmışlar, adres karışmış." Poşeti aldım. İçinde kimseye ait olmayan bir blender. Güldük ikimiz de. "Çay var," dedim. Duraksadı. "Gel." Girdi.
Ayakkabılarını kapıda çıkardı. Çoraplarında delik vardı, saçma ama hatırlıyorum. Mutfakta demliği koydum, o tezgâha yaslandı. Konuştuk siteden, asansörün sesinden, alt kattaki köpeğin gece ulumasından. Köpek yine uluyordu tam o sırada, camdan duyuluyordu. Ben "her gece aynı" dedim, o güldü. Çayları doldurdum. Okan'ın kupasını yanlışlıkla uzattım — fark ettim, geri çektim, başka kupa verdim. Hakan baktı, bir şey demedi.
Salonuna geçtik. Ben şort ve ince atletleydim, sütyen yok. Hakan gözünü kaçırıp yine baktı. Ben de kaçırmadım. "Ne bakıyorsun?" dedim. "Güzel," dedi. Direkt. Kalbim hızlı attı ama rol yapmadım. Yanına oturdum, aradaki yastığı ittirdim. Dizimiz değdi. Eli bacağıma kondu. Sıcak. Ben elini tutup yukarı kaydırdım, şortun paçasından içeri. Külotumun kenarı. "Deniz," dedi. "Kocan…" "Fabrikada," dedim. "Sabaha kadar. Kilidi çevirdim zaten."
Öpüşme öyle başladı. Hakan'ın ağzı çay tatlısı, sakalı kaşıyordu. Dilimi emdi, ben tişörtünü sıyırdım. Göğsü kıllı, ter ve deterjan karışık — kapıcı kokusu, garip ama o gece hoşuma gitti. Atletimi çıkardı, memelerime ağzını yapıştırdı, emdi, dişledi hafif. Amım ıslanmıştı çoktan. Elini külotun içine soktu, parmakları yarığıma girdi, kaydı. "Islakmışsın," dedi kısık. İki parmak, kıvırdı. Ben pantolonunu açtım, boxer'ından yarrağını çıkardım — kalın, damarlı, avucumda ağır. Sıkınca o da inledi.
Külotu indirdim, şort zaten dizimde. Hakan'ı koltuğa oturttum, çömeldim. Ağzıma aldım. Tuzlu. Başını emdim, dilimi gezdirdim, derin alınca gözlerim doldu. Saçımı tuttu, zorlamadı. Üst kattan ayak sesi geldi — komşu Ayşe. Donduk. Ses uzaklaşınca yine aldım. "Yavaş," dedim çekilince. "Ses çıkmasın." O başını salladı.
Beni koltuğa yatırdı, bacaklarımı açtı, yüzünü amıma gömdü. Dili klitorise vurunca titredim. Yalıyordu, arada parmak. Yastığı ısırmamak için tuttum kenarını. "Sik," dedim. "Hakan, sok."
Cebinden paket çıkardı. Folyo şıkladı, taktı. Beni koltuğun kenarına çekti, ayaklarımı tuttu. Yarrağının başını sürttü, sonra girdi. Yavaş. Doluluk… Okan'dan farklı açı. "Daha," dedim. Belime yapıştı, kısa kısa vurdu çünkü duvar ince. Memelerim zıplıyordu, o birini emdi sikerken. Amım şapırdıyordu, her girişte.
Bir ara durduk nefes nefese. Hakan çaydan yudum almak istedi, soğuktu, yüzünü ekşitti, ikimiz de kısık güldük. Aptal bir an. Sonra yine öptük. O gece site bahçesinde birinin arabası alarm verdi, uzak ama sinir bozucu — pencereyi kapattım, perdeyi çektim iyice. "Komşular duyar mı?" diye sordu. "Duymaz, duvar kalın bu tarafta," dedim. Yalan mı doğruydu bilmiyorum, o an umursamadım.
Pozisyon değiştik. Dizüstüne geldim, ellerimi sırtlığa koydum. Arkadan girdi. Kalçalarımı sıktı. Bu açıda daha derin. "Amın çekiyor," dedi arkamdan. Elimi öne alıp klitorisimi ovdum. Tempo arttı, kısa darbeler. Terim koltuğun kumaşına yapıştı. Koridorda asansör ding dedi — ikimiz durduk, yarrağı içimde kıpırdamadan. Asansör geçti. O tekrar başladı, bu sefer biraz umursamaz. "Geliyorum," dedim. "Çekilme." Okan'ın yastığı buradaydı, kokusu hâlâ — garip bir detay, aklımdan geçti ve geçti gitti.
Orgazm karından indi, amım kasıla kasıla sıktı onu. Yüzümü koltuğa gömdüm, boğuk. O birkaç vuruş daha, dayandı, boşaldı kondoma. Alnını sırtıma koydu. Bir süre öyle. Çıktı, düğümledi, cebine.
Çaylar soğumuştu. Atletimi buldum, o pantolonunu çekti. Konuşmadık. Sonra "yarın…" dedi. "Okan yine vardiyada." Başımı salladım. "Gel. Çöp bahanesi bulursun." Güldü. Kapıda öptü, bu sefer kısa. Köpek yine uludu altta.
Ertesi gece yine geldi. Bu sefer yatak odası, perde kapalı. Daha uzun, daha rahat çünkü Ayşe teyze oğluyla markete gitmişti. Üstüne bindim, yarrağını kendim amıma indirdim. O memelerimi avuçladı. Boşaldım üstünde, o da sonra. Sabah Okan gelmeden Hakan çıktı. Kapıcı kulübesinin ışığı yanıyordu aşağıda, baktım pencereden.
Hâlâ sürüyor. Okan her gece vardiyasına gidince Hakan ya çöp ya kargo ya "musluk" diye geliyor. Bazen sadece sakso salonda, bazen yatakta hızlı, bir kere mutfakta ayakta — tezgâh soğuktu, amım sıcaktı, o kontrast aklımda. Bir sefer neredeyse — Okan erken çıktı izinli, Hakan balkonda sigara içiyordu, ben kapıyı çabuk kapattım. Kalbim ağzımdaydı. O günden sonra daha dikkatliyiz ama bırakmıyoruz.
Geçen salı yine geldi. Bu sefer konuşmadık bile önce; kapıyı kapattım, pantolonunu indirdim, ağzına aldım holde. Ayakkabıları kapıdaydı. Sonra salona geçtik, yine koltuk. Aynı şapırtı, aynı kısa tempo. Bitince Hakan "Okan'ın termosunu bulaşık makinesinde gördüm" dedi. Güldüm. "Bırak dursun."
Geriye dönüp bakınca çorabındaki deliği hatırlıyorum. Bir de asansörün ding sesini, yarrağı içimdeyken. Okan'a demiyorum. Hakan da demiyor. Gece vardiyası, kilit, koltuk. Bu kadar.