Ben Ceren, 27. Emre 29. Aynı scrum ekibi. Deploy’dan sonra kimse kalmadı — biz kaldık. 21+, rızalı.
Saat 01:10. Pipeline yeşil. Monitör ışıkları. Beanbag köşede. Lo-fi kapalı.
Emre bana döndü. Sesı netti, yargı yoktu.
“Ceren… deploy bitti. Evine gidebilirsin. Kalırsan: seni istiyorum. Commit’te flört yok.”
İç sesim: Code review’da omzuma eğilen nefes. Evet.
“İstiyorum,” dedim. “Ama kurallar net: dur dersem dur. Kondom şart. Yarın standup’da normaliz. Baskı yok.”
“Anlaştık,” dedi Emre.
Ofis kapısını kilitledik. Öpüştük.
Öptük — temkinli değil, aç. Dil dil. Ellerim teninde, onun elleri belimde. Tişörtümü sıyırdı; sütyensizdim, inledi.
“Siktiğimin deadline’ında…” diye mırıldandım.
“Susma. Duyayım.”
Elini jean’imin içine soktu. Zaten ıslaktım.
“Islakmışsın.”
“Senin yüzünden. Sprint boyunca.”
Parmakları amıma girdi, klitorisime değdi. Belim kıvrıldı.
“Parmağını böyle tut… siktir. Daha derin.”
Kondomun sesi — paket yırtılması — ikimizi de gülümsetti. Gerçeklik kontrolü gibiydi: bu bir fantezi filmi değil, iki yetişkinin seçimi.
“Bol kaygan,” dedim.
“Sürdüm. Söyle, yavaş mı?”
“İlk santim yavaş. Sonra bırak.”
Girdiğinde nefesim kesildi, sonra buldum. Kalçalarımla karşılık verdim. Her vuruşta meme uçlarım sürttü; o birini ağzına aldı, emerken sikmeye devam etti.

Beanbag’de
Jean’imi indirdim. Emre diz çöktü.
“Meme uçlarını emebilir miyim?”
“Em. Sert em. Nazik edebiyat istemiyorum.”
Ağzı mememe yapıştı, ısırdı, diğerine geçti. Ben pantolonunu açtım; siki fırladı — kalın, damarlı, ucu kaygan. Avucuma aldım, sıvazladım. Sonra diz çöküp ağzıma aldım.
Tadı tuzlu-sıcak. Dilimi damarına gezdirdim, başını emdim, boğazım daralınca geri çekildim, salya ip gibi. Taşaklarını yokladım.
“Amına koyayım ne güzel yalıyorsun,” dedi.
Bir elimi kendi klitorisime götürdüm. Klavye ışığı tenimize vuruyordu.
“Şimdi sen,” dedim. “Amımı ye.”
Beanbag’e gömüldüm. Külotumu sıyırdı, dilini yarığıma gezdirdi, klitorisimi emdi. İki parmak soktu, kıvırdı.
“Daire… evet… amımı ye Emre.”
Pozisyon değiştirdik. Bu sefer yan yattık; bacağımı kaldırdı, arkadan girdi, eli önden klitorisimde. Daha derin, daha kontrolü bende. Tempo ortaklaştı — ne o tek taraflı hızlı gitti, ne ben sadece aldım.
“Söyle,” dedi. “Nasıl?”
“Böyle. Biraz daha… evet. Amımı doldur. Sik.”
“Sikiyorum.”
Öpüştük. İnlemekten dilimiz birbirine çarptı. Orgazm yaklaşınca göz göze kaldık; kaçmadık.
Neredeyse boşalıyordum.
“Dur.”
Durdu.
“Kondom?”
“Laptop çantamda, dedi.”
Taktı.
“Hazır mısın?”
“Hazırım. Yavaş gir. Sonra sik.”
Girdi. Dolu. Nefesimi buldum, kalçamı ilerlettim.
“Bekle… tamam… sik. Daha sert.”
Beanbag gıcırtısı komikti; yine inledik.
“Amımı sik Emre. Merge gibi değil — sert.”
“PR approved, diye şaka etti. Sonra ciddi sikiştik.”
Sonra durduk. Su içtik. Ellerimiz hâlâ birbirindeydi ama acele yoktu. Konuşmak da azdırıcıydı — çünkü utanmadan konuşuyorduk.
“En çok neyi sevdin?” diye sordum.
“Senin ‘dur’ demeye cesaretin ve dememen,” dedi. “Ve amını yemek.”
Güldüm.
“Ben de senin sikini yalamayı. Ve içeri girerken sormanı.”
Yeniden öpüştük. Bu sefer yumuşak. Sonra yine sertleşti — çünkü bedenlerimiz bitmemişti.
“Boşalacağım.”
“Gel. Ben de… Ceren…”
Geldik. Amımı kasarak sıktım; Emre inledi. Ter, nefes, sunucu fanı.
İç sesim: Bug var yarın. Bu gece yok.
Masada oturarak
“Bir tur daha ister misin? İstemezsen giyiniriz.”
“İsterim. Sen nasıl istersen.”
“Masanın kenarına oturayım, sen ayakta. Yeni kondom. Bol kaygan.”
Kaygan, kondom. Kenara oturdum. Emre arama girdi.
“Tamam mı?”
“Tamam. Sik. Sert.”
Sikti. Klitorisime sürttü parmağını.
“Daha hızlı… amımı sik Emre… daha hızlı”
“Söyle yeter deyince dururum.”
İkinci orgazm daha sert geldi. Dizlerim titredi; Emre belimi tuttu, o da boşaldı.
Üçüncü turda üstteydim. Dizlerimin üzerinde, yavaş indirdim, köküne kadar oturdum, bekledim. İçimde nabız gibi atıyordu. Ellerim göğsünde, onun elleri kalçamda.
“Hareket sende,” dedi.
Salladım. Önce küçük, sonra geniş. Klitorisimi kendi parmağımla ovuşturdum; o meme uçlarımı sıkıp bıraktı. Tempo yükseldikçe inlemem uzadı.
“Boşal üstümde,” dedim.
“Sen önce.”
“Birlikte.”
Birlikte geldik. Titreyerek. Bir süre kıpırdamadan kaldık; sadece nefes.
Sonra
Su içtik. Konuştuk.
“Log’a bunu yazmayız” dedim.
“Yazmayız. Ama hatırlarız.”
Eller yine birbirindeydi. Bu sefer yavaş: yüz yüze, küçük hareketler, ortak tempo. Klitorisimi birlikte okşadık. Orgazm dalga dalga geldi; Emre peşimden geldi.
“Üç tur fazla mı?”
“Hayır. İstedik.”
Tişörtleri ters giydik; güldük, düzelttik.
“Standup’da göz kırpma yok” dedim.
“Yok. Slack’te de yok.”
Kapıyı kapattık. Gece soğuktu; içimiz sıcaktı.
İç sesim: Deadline bitti. Rıza kaldı.
Deploy sonrası sessizlik
Monitörler uyku moduna geçmişti. Emre beanbag’de uzanmış, ben onun göğsündeydim. Konuşmak da seksin parçasıydı.
“En çok neyi sevdin?” diye sordum.
“Senin ‘dur’ demen ve dememen,” dedi. “Kontrolün sende olması.”
“Ben de senin sormanı sevdim. Her girişte.”
Ellerim boxer’ının lastiğine gitti. Siki yine sertleşiyordu.
“Bir tur daha — yavaş. Sonra eve.”
“Yavaş,” dedi.
Kondom. Yan yana. Küçük hareketler. Bu sefer inlemeler kısık, neredeyse fısıltı. Klitorisimi o ovuşturdu; ben onun taşaklarını yokladım. Orgazm uzun sürdü — sprint bitmiş gibi, serbest.
Sonra laptop’ları kapattık, ışıkları söndürdük. Kapıda Emre:
“Slack’te ‘iyi geceler’ yazmam,” dedi.
“Yazma,” dedim. “Yarın bakarız. Bug’a. Birbirimize değil.”
Sokakta ayrı yönlere yürüdük. Pipeline yeşildi. Biz de.